İNKILAPÇILIK İLKESİ



Atatürk'ün İnkılâpçılık İlkesi

Bekir Tünay 
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 9, Cilt III, Temmuz 1987

İNKILÂBIN TANIMI:

Bu tanımı en güzel biçimde Atatürk’te buluyoruz.
Atatürk diyor ki: “Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimesinin ilk anda işaret ettiği ihtilâl manasından başka, ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir. Bu günkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran, en gelişmiş tarz olmuştur.

“Millet, uluslararası genel mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini bir değişmez gerçek olarak prensip saymıştır.

“Netice olarak millet, saydığım değişiklik ve inkılâpların tabiî ve zarurî icabı olarak umumî idaresinin ve bütün kanunlarının ancak, dünyevî ihtiyaçlardan mülhem ve ihtiyacın değişme ve gelişmesiyle mütemadiyen değişme ve gelişmesi esas olan dünyevî zihniyeti hayatı boyunca devam edecek bir idare saymıştır.”

“Büyük milletimizin hayatının seyrinde vücuda getirdiği bu değişiklikler herhangi bir ihtilâlden çok fazla, çok yüksek olan en muazzam inkılâplardandır.”

Atatürk’ün görüş açısından İnkılâpçılık’a baktığımız zaman şunu görüyoruz. İnkılâp her hal ve şart içinde bir ilericilik, yenileşmek ve bir çağdaşlaşmaktır.Çağın gerisinde kalmış müesseseleri ortadan kaldırmaktır. Yerlerine de ileri, gelişmiş müesseseleri getirmektir. Bütün bu yenilikleri yaparken de milliyetçi ve medeniyetçi temellere dayanmak esas olacaktır. Bu sebepledir ki Atatürk:

“İnkılâp var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerlerine milletin en yüksek medenî gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymuş olmaktır” der. 2

İNKILÂPÇILIK’TAN MAKSAT:

İnkılâpçılıktan maksat; Türk toplumunun, daha doğrusu Türk Milleti’nin durmasını, gerilemesini ve geriye bakmasını önlemektir. Sosyal ve kültürel hayatını çağın üstüne çıkarmaktır. Daima yenileşmeye yürümektir. Elbette bu tür bir düşünce ve hareket çağdaşlaşmayı amaçlar; çağdaş yaşama özlemini giderir. Medenî ve insanca yaşama ise insanın ve insanlığın en tabiî hakkıdır. Bu da çok çalışmayı gerekli tutar.

İNKILABIN TEMEL UNSURLARI:


İnkılâpçılık iki büyük temele dayanır. Bunlar da milliyetçilik ve medeniyetçiliktir.

Medeniyetçilik bizi devamlı olarak batı medeniyetine çağırır. Milliyetçilik ise kökümüzü öğrenerek benliğimizi bulmamızı ve kimliğimizi kazanmamızı sağlar. Her ikisinin kaynaşması ile millî varlığımız güçlenir. Yepyeni ve güçlü bir Türk bünyesi yaratılır.

Büyük Atatürk, milliyetçiliği inkılâpçılık düşüncesinin temel direklerinden biri olarak kabul eder. Nitekim sohbetlerinden yurt gezilerine ve çeşitli zaman ve yerlerdeki nutuklarına kadar daima milliyetçiliği dile getirmiştir. Millî ruh, millî şuur, millî hâkimiyet, millî irade, millî güç, millî ahlâk, millî ekonomi gibi terimler üzerinde dikkat ve itina ile durmuştur. Millette bir millîlik ruhu yaratmanın inkılâpçılık için zorunlu olduğuna inanmıştır. Doğumundan ölümüne kadar da bu düşünceden asla ayrılmamıştır.

Bilindiği üzere, 1920 yılında Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş günü Mustafa Kemal Paşa: “Milletimizin kavi, mes’ut ve müstakil yaşayabilmesi için, devletin tamamen millî bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin dahilî teşkilâtımıza tamamen mutabık ve müstenit olması lâzımdır” der. 3

Aslında milliyetçilik, Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin temel direğidir. İnkılâp ve ilkeleri’nin hiç birinden ayrı düşünülemez. Bölünmez bütünlük milliyetçilikle anlam kazanır. Yalnız hiç unutulmaması gereken bir incelik vardır. O da Atatürk Milliyetçiliğinin millî duygu ile insanî duyguyu bir arada yürütmesidir. Toplayıcı, birleştirici, bütünleştirici ve yüceltici olan milliyetçilik tam anlamı ile Türk’tür. Nitekim Atatürk;

“Türkiye’nin her köşesinde ihtilâl ve inkılâp, hakikî Türklüğe kavuşma mücadelesi olmuştur...”4 der.

İnkılâpçıhk’da bir diğer temel unsur da medeniyetçilikdir. Büyük Atatürk 1925 yılında, Kastamonu’da şapka inkılâbı sebebiyle yaptığı konuşmasında:

“...Efendiler, ey Millet! Biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakikî tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir” 5 der.


Atatürkçülük, ilke ve inkılâpların bütünlüğünde billurlaşır. Ruhu vatanın bütünlüğü, milletin bölünmezliğinde canlanır, bilinçlenir.

Tam, sağlam ve mükemmel bir devlet düzeni olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nde heybetleşir.. Bütün bu gerçeklerden dolayı hiçbir düşünür onun oluşumunu peşin hükümlere, sabit fikirlere bağlayamaz... Donma ve doğmalarla izaha yeltenemez. Gerçeklere dayanarak, tamamen millî ve medenî bir oluştur. Kendi varlığını kurma, güçlendirme ve koruma ihtiyacından doğmuştur. Hızla gelişme amacını gütmüştür. Bu sebeple de Atatürk:

“..Milletimizin hedefi, milletimizin ideali; bütün dünyada, tam anlamı ile bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin varlığı, kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medenî eserlerle uyumludur. Medenî eser meydana getirmek kabiliyetinden yoksun olan kavimler, hürriyet ve bağımsızlıklarından ayrı tutulmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur”.6


İNKILÂPÇILIK’TA ÖNEMLİ HUSUSLAR:

I — İnkılâbın Temel Felsefesi:
inkılâpçılığın temel felsefesi, yapılmış bulunan inkılâpların korunması ve yaşatılmasıdır. Ayrıca; ilerleyen ve gelişen dünya karşısında, hiçbir zaman yenilemeyi aksatmamaktır. Korumada en önemli husus Atatürk ilkeleri’dir. ilkeler daima güç kaynağı olacaktır. Milletin Dinamik ideali ise yaşamayı ve yaşatılmayı sağlayacaktır. Kuşaktan kuşağa devredilmekle sürdürülecektir.

inkılâpları yaşama ve yaşatmada esas, inkılâpları yaygınlaştırmaktır. Halka, millete mal etmektir. Ancak bu suretle Türk toplumu, medeniyet yolunda ve Türklüğünün idraki içinde, daima dinamik halde bulunabilir. Kökleşmeyi sağlayabilir. İnkılâpın felsefesi korunmadıkça inkılâplar ne korunabilir, ne yaşanıp yaşatılabilir. Ne de daha yüksek düzeylere ulaşmak imkânına kavuşulabilir.

Bunun içindir ki Büyük Atatürk; “Biz, büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp bir çağa götürdük. Bir çok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarları vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert tedbirlere müracaat edilmiştir.Bize gelince; inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız.” 7 der.

inkılâpçı felsefe; inkılâbın korunmasını da, ileri götürülmesini de tesadüfe bırakmaz. Gerçekleri görerek, yakalayarak ilmin ışığında ve aklın kılavuzluğunda güvenle yürütür. Bunun içindir ki Atatürk:

“..Her tarafta olduğu gibi bizde de yeni hareketler ve cereyanlar karşısında onu hazmedemiyen kuvvetler meydana çıkabilir.

“Şunu kesinlikle bilmek gerekir ki, kazanılan hayat ve namustur. Buna tecavüz, hayat ve namusa tecavüzdür. Her ferdin bu gibi hareketlere dikkat etmesi ve onlara karşı son derece uyanık bulunması lâzımdır.” 8 der...


inkılâbın felsefesi, inkılâplara inanmaktır. Onları inançla savunmaktır. Donmalarına, dondurulmalarına ve yozlaştırılmalarına şiddetle karşı koymaktır. Bu konuda Büyük Atatürk inanç ve güvençle şöyle demektedir; “
inkılâbın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız inkılâp ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonra da bu, böyle olacaktır.” 9

2—İnkılâbın Ana İlkeleri:
Atatürk inkılâpları yaşayan bir tarihtir. Her an dipdiri ve taptazedir. Gerçekçi ve hayatın ta kendisi olduğu için de Türk’ün hayat tarihidir. Tamamen millîdir. Akla ve bilme dayanır. Medenîdir. Hayatın zarurî ihtiyaçlarından doğmuştur.

İnkılâbın ana ilkesi ise, Türk devletinin yeniden yapılmasıdır. Türk insanının zihin yapısında değişikliktir. Toplumun ve milletin yenileşme, gelişme istek ve arzusudur. Türk’ün kendisine has olan özellikleriyle, maddeten ve manen medeniyet ufuklarına “Yepyeni bir güneş gibi doğması”dır.. Tam ve açık anlamı ile, bir hayat, tarih, kültür ve medeniyet hamlesidir. Bu sebeple Atatürk: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşü ile medenî bir toplum haline ulaştırmaktır, inkılâplarımızın ana ilkesi budur.” 10 der.

3 — İnkılâpçılık ve Halk:
inkılâpçılık, hayatın her safhasında daima ilerleme ve gelişmedir.. Toplumun, milletin, yükselmesi için Türklüğün bilinci içinde, medeniyet ufuklarında devamlı bir koşudur. Atatürk’e göre her hamlenin temeli, gücü halktır. Her ilerleme ve gelişme halkın bir zarurî ihtiyacından ve isteğinden doğar.

Atatürkçülük’te bütün bir millet “Halk” deyimiyle açıklanabilir. Bu sebeple de sınıf yoktur. Çeşitli meslekler vardır. Bunlar da birbirini tamamlarlar. Eğitim ve öğretim birliği vardır. Aslolan halkın eğitilerek bilgi seviyesinin yükseltilmesidir. O nedenledir ki Atatürk; “Halkı eğiterek bilgili kılmak ve aydınları halk seviyesine indirmekten ziyade bütün halkı eğitimde aydın olarak yetiştirmek gerekir” 11 demektedir.

Halka büyük değer veren Atatürk daima halkla beraberdir. Halkın içindedir. Halkın nabzı hep elindedir. Halkın yetişmesi, yetiştirilmesi için âdeta çırpınır. İnkılâpları ilk önce halka açar, halka duyurur. Onların kabul edilmesini, benimsenmesini, korunmasını, yaygınlaşıp gelişmesini, halkın eğitiminde görür
. Bunun içindir ki Atatürk;
“Ben şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi hamleler, inkılâplar yapmış isem hep böyle halkımızla temas ederek, onların ilgi ve sevgilerinden, gösterdikleri samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım. Hedefimiz, gayemiz hep millet ve memleketimizin kurtuluşu, mutluluğu ve gelişmesidir.” 12 der.


Atatürkçülük bir ruhtur. Yeniden doğuş ruhudur. Bu ruh inkılâpçılıkta bilinçlenir.


4 — İnkılâpçılıkta Hareket:
İnkılâpçılıkta hareketlilik esastır. Hareketlilik inkılâpçılığın ruhunda vardır. İnkılâpçılık ilkesi; Milletin bağımsızlığı, vatanın bütünlüğü ve toplumun huzurunu da içine alır. Zamanın akışı içinde, milletçe daima bir ilerlemeyi ifade eder. Hiçbir şeyin durmasına, donup kalmasına izin vermez. Kalıplara ve kalıplaşmalara tamamen karşıdır. Nitekim Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin yapıcı ve yaratıcısı büyük Atatürk der ki: “..Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabiî bir haldir. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevî bir kuvvet vardır ki işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlâtları yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeğe karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.” 14

5—İnkılapçılıkta zaman da çok önemlidir.

Zamanlama inkılâbın benimsenmesi, korunması için zorunludur. Yenileşmenin, gelişmenin kilididir. Kilit zamanında açılmalıdır. Büyük Atatürk bunu çok iyi hesaplamış ve “millî sır” olarak saklamış, zamanı ve sırası geldikçe açıklamıştır. Ayrıca; zaman denen unsurda iki hususu birden yürütmüştür. Bir yandan inkılâpları tam ve vaktinde meydana çıkarmış; öte yandan zamanın akışı içinde hızını göstermiş.. Nitekim: “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir” dedikten sonra: “...Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” “Bunun için bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.” 15

6— İnkılâpların Geleceği:
İnkılâpların geleceğinin güvence altına alınması zarurî ve mecburidir. Medenî olmak için bu gerçekten bir zarurettir. Her Türk için bir hayat, bir tarih, bir kültür gereği olduğu için de mecburidir. Geleceğin güvence altına alınması ise yasalarla değil Atatürk ilkelerini ruhumuza sindirmekle olur. Atatürkçülük zordur. Gerçekçilik ister. Gerçeğin yüzü donuktur, ilim ister, ilim ise emek ister, plânlı ve devamlı çalışmayı öngörür. Akıl ister. Hem de kişisel çıkar ve yararlardan arınmış bir akıl ister. Duygusallıktan hoşlanmayan, peşin hükümlerden, sabit fikirlerden arınmış bir akıl ister. Nihayet dengeli, düzenli ve sıralı bir mantığı gerekli kılar. Bütün bunlar “Atatürkçüyüm” demekle elde edilemez. Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni inceleyerek, araştırarak, ilke ve inkılâpların bilincine vararak elde edilir. Sonra da bir inanç haline gelir. Artık kuşaktan kuşağa aktarılarak yüce milletimizin geleceği güvence altına alınmış olur.


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !