Atatürkçü milliyetçilik anlayışı ırkçılığı reddeder..


Atatürk ve Milliyetçilik--Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu
 
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 2, Cilt: I, Mart 1985

ATATÜRKÇÜ MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞININ ÖZELLİKLERİ:

Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Irkçılığı Reddeder:

Türk milliyetçiliği, kafataslarıyla uğraşmaz. Çağdaş bilimin reddettiği “üstün ırk, aşağı ırk” nazariyeleriyle ilgisi yoktur. Anayasa’ya “Milliyetçilik” ilkesi eklenirken eski İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın belirttiği gibi: “Bizim millîci ilkemiz dar ve tekelci değildir” 89.

Ayni gün konuşan Recep Peker ise, bizim milliyetçiliğimizin “kan ve ırk milliyetçiliği”nden farklı olduğunu belirmiştir90.

Dünyanın pek çok bölgesinde ırkların az veya çok birbirine karıştığı gerçeği bir yana, ayni vatanda, ayni devletin yurttaşları olarak, o vatana ve o devlete sadakatle bağlanarak, yüzyıllar boyunca ayni bayrak altında omuz omuza o vatanı savunarak, zaferleri, sevinçleri, acıları ve geleceğe ait ümitleri paylaşarak kökleşen milî duygu ve ortak millî kültür, ırk unsurundan elbette daha önemlidir. Irk ayrımcılığını millet bütünlüğünü yıkmak için bilerek körüklemek ise, mensup olduğu topluma karşı işlenmiş bir suçtur.

Irkçılığın ilkelliği, insanlığa aykırı sonuçları, zararlı etkileri tartışılamayacak kadar açıktır. Medenî dünyada ırkçılığın yeri yoktur.

Atatürkçü Türk Milliyetçiliği Çağdaşlaşmayı Amaçlar, Medeniyetçidir:


Atatürk, Meşrutiyet döneminin sadece bir fikir akımı halinde kalan milliyetçiliğini, önderliğini yaptığı siyasî hareketin ekseni haline getirmiştir.

Meşrutiyet döneminde, “Türkçülük” ile “Batıcılık” akımları arasında bir ölçüde çatışma vardı: Milliyetçiler “batılılaşma” yi ya temelden reddediyorlar, ya da sınırlı tutmağa çalışıyorlardı. Dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle sömürgeci devletlerin pençesi altına düşmüş Asya ve Afrika ülkelerinde, milliyetçilik akımı Batı’ya ve onun temsil ettiği medeniyete karşı bir tepki ve başkaldırma şeklinde doğmuştur. Atatürk Türkiye’sinde ise, “Batı medeniyetinden yararlanma ve çağdaşlaşma” ile “milliyetçilik” birbirine karşı değil, birbirine paralel olarak gelişmiştir91.

Hiçbir zaman bağımsızlığını yitirmemiş, daima kendi devletine sahip olmuş Türk milleti için, milliyetçilik, sadece başka bir millete karşı düşmanlık tarzında beliren “olumsuz bir tepki milliyetçiliği” nden ibaret kalmamıştır; Atatürkçü milliyetçilik, Türk milletinin yüceltilip ilerletilmesini amaçlayan, olumlu ve ileriye dönük bir milliyetçiliktir.

Milliyetçilik elbette, bir millete mensup fertlerin, kendi tarihlerinden, o tarihi dolduran parlak başarılardan, geçirilen felâket ve ıstıraplardan süzülüp gelen ortak kıvançlara, ortak tasalara, ortak değerlere dayanır. Bununla beraber Sadri Maksudî Arsal’ın “Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları” adlı eserinde belirttiği gibi, “Milliyetçilik, milliyet duygusu, ancak maziye, mazideki şeylere bağlılıktan ibaret değildir. Milliyet hissinin tecelli ettiği diğer bir saha vardır. O da istikbale ( geleceğe) yönelmiş emel, gaye ve düşünceler sahasıdır”.

Atatürkçü milliyetçilik medeniyetçidir. “Ne maske altında olursa olsun milleti geri bir hayat anlayışına çekecek akımlar Atatürkçü olamaz” 92.

Milliyetçi Türk aydını, kendi millî kültürünün hazinelerini hor görmeyecektir. Onları anlayıp değerlendirecektir. Fakat akılcı ve çağdaş düşünceli olacaktır. Milletin eski kültür hazinelerinin değerini bilmek, eski harfleri yeni harflere tercih ve Türkiye’yi çağdaşlaştırmağa yönelmiş inkılâpları red anlamına gelmez.

Medeniyetçi ve çağdaş olmak, milliyetçi olmayı en küçük ölçüde engellemez. Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, Atatürk’ün kişiliğini anlatırken, onun medeniyetçi ve milliyetçi yönünü şöyle değerlendiriyor:

“Tarih O’nu zengin tecrübelerle donatmıştı. Memleketin bütün ıstıraplarım tatmıştı. Zekâsı ile de, iradesiyle de bir üstün insandı. Milletin büyük talihi olarak savaşlarda efsanevî bir ün kazanmıştı. Hiç yıpranmamıştı. Halis bir milliyetçi idi. Memleketin içinde Avrupa uygarlığım, dışında Türk Milliyetçiliğini temsil ediyordu”93..

Cumhuriyet dönemine girildiğinde, “millîleşme” ihtiyacı ile medeniyet yolunda atılımlar yaparak “çağdaşlaşma” ihtiyacı aynı derecede ağır basıyordu. Falih Rıfkı Atay’ın bir hatırat kitabından naklettiği şu satırlardaki acı gerçeği düşünürsek, Cumhuriyet döneminde nereden nereye geldiğimizi ve milliyetçilikle medeniyetçiliği bağdaştırma zorunluğunu daha iyi anlarız:

“.. Ta Harbiye’den Tünel’e kadar en çok dikkate çarpan şey, buralarda Türklüğü ilgilendiren hiç bir nişane bulunmaması, tören günlerinde bütün caddelerin daha fazla yabancı devlet bayrakları ile donanmış olması idi. O vakit merak edip araştırmıştım: Bütün cadde boyunca, Ağacami, Galatasaray Lisesi ve Postahaneden başka Türklere ait bir şey yoklu... Hiç bir Türk müessesesi bulunmayan Yüksek Kaldırım’dan aşağı inilince Karaköy ve etrafı da Beyoğlu’ndan farklı değildi. Yalnız eski bir Türk börekçisinden başka... İstanbul’un ithalât ve ihracat işleri ile Türk’ün alâkası yoktu... Yabancı mütehassısların çalıştığı Yıldız Çini Fabrikası, Haliç’teki askerî Feshane fabrikası, Karamürsel ve Hereke fabrikalarından başka bütün memlekette Türklüğe mal edilecek endüstri tesisi yoktu. Hatta has un Marsilya’dan gelir, İstanbul halkı Rusya’dan büyük fıçılarla getirilen Sibir yağı ile beslenirdi...”94.

Bu tabloya, demiryollarının, tramvayın, tünelin, suyun, sadece bir iki büyük şehirde mevcut olan elektriğin, Zonguldak’taki taşkömürünün, ormanlarımızdan kereste elde eden tesislerin hep yabancılara ait olduğu gerçeğini ekleyiniz. Okur-yazarlık oranının kadınlarda yüzde üç, erkeklerde yüzde on civarında olduğunu düşününüz. Pamuk ülkesi Türkiye’ye kaput bezinin dışardan geldiğini, pancar tarımına elverişli Türkiye’de bir gram şeker üretilmediğini, bir torba çimento, bir kurşun kalem yapılamadığını hatırlayınız. Falih Rıfkı Atay’ın şu sözlerine katılmamak kabil mi: “Beni şerefli Türklüğüme kavuşturanları ölünceye kadar hatırlayacağım ve hatırlatacağım. Bu şerefli Türklük, yalnız askerî zaferle değil, inkılâplarla ve her millî hayat kolunda kalkınma ile kazanılmıştır”.95.

Atatürkçülük’te, devlet ve millet dinamik bir ideale yönelmiştir96. Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak, millî hedeftir. 10. Yıl Nutku’nda Atatürk şöyle diyor:

“Bugün, aynı inan ve kesinlikle söylüyorum ki, milli ideale tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır”‘.

Bir konuşmasında, Atatürk, bu “dinamik ideale” şu sözlerle değiniyor:

“Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde temelli bir inkilâp yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir” 97.

Atatürkçülüğü, “modernlestirici milliyetçilik” veya “millî bir çağdaşlaşma ideolojisi” olarak özetleyen bilim adamlarımızın önemli bir gerçeğe parmak bastıklarını belirtmek isteriz 98. Türk milletini, kökleri tarihin derinliklerinde, dalları göklerde ulu bir çınar ağacına benzetebiliriz. Bu çınar ağacı, kökleri ile şanlı tarihimizden beslenirken, dalları ile daima daha yükseklere uzanacaktır. Çağdaşlaşmak, ışığa, aydınlığa, uygarlığa doğru ilerlemek, millî benliğimizden uzaklaşmak demek değildir. Türk milleti, Atatürk’ün önderliğinde, hem “çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükselme” amacına erişmek için atılımlara girişmiş, hem de millî benliğine kavuşarak Türk olmanın sevinç ve öğüncünü duymuştur.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !